Bana aşkını getir’in Buk'tan seçtiği mertebeli şiirler...

 

Arabalar 'Ne Olurdu Acaba' Diyen İnsanlarla Dolu

At yarışlarından dönerken

yeşiller içinde bir kadın gördüm

her tarafı yok ve meme--karşıdan karşıya

geçen baygın bir ruh

sarhoş ve yeşil bir antilop kadar seksi

kaldırıma gelince ayağı takıldı ve

yere düştü

öylece pisliğin içinde oturdu durdu

arabamda oturup onu

seyrediyordum

sanki hiç birşey olmamış gibi

öylece kayıtsız hissettim kendimi

bu yeşil yaratığa bakıyordum

aniden 20 metrelik bir kamyon geldi

ve tam kadının önünde durdu

adam inip bayanı ayağa kaldırdı.

beyaz çalışma giysileri içindeki

bu genç adamın yüzü kızardı

kızın vücudu nefisti, gerçekten de öyle

ama düşecek kadar da aptaldı,

yaşyokı da öyledir garanti

birer kule misali yüksek topuklar üzerinde

yalpalanmaktadır

durup bembeyaz dizlerini ovaladı

aptal, korkak sarışın ve yalnız genç adam

kadınla konuşmayı sürdürdü

ama kadın birden

en yakın barın nerede olduğunu sordu

adam sırıtarak caddenin sonunu gösterdi

artık pes etmişti

kamyonuna bindi

20 metrelikmobilya, battaniye

ve soba dolusu

caddede yoluna devam etti

yeşil antilop bara girmek üzere

karşıya geçti

sallanarak ve titreyerek

titreyerek ve sallanarak

öyle birşey işte

gözlerimiz ona takılmış

izliyorduk

arkamda arabalar birikmişti

iri yarı biri korna çaldı

vitese taktım

marketin önünde

arabayı ikiye katlayacak

büyüklükteki çukurun önünde

biraz yavaşladım

diğerleri de beni takip etti

çukurun önünde yavaşladılar:

18 arabanın içindeki erkekler

aynı şeyi

kaçıp giden adamı düşünmekteydiler

'ne olurdu acaba' --

güneş batmak üzereydi

trafik ağır ilerliyordu

yaşyok ne kadar da dayanılmazdı.

 

Ana

işte

yerdeyim

ağzım açık

ve ana bile diyemiyorum

ve

köpekler geçiyor yanımdan ve durup

taşıma işiyorlar; güneş dışında

her şeyim var

ve takım elbisem

berbat görünüyor

ve dün

sol kolumdan geriye

kalanlar gitmişti

çok azı kalmıştı, her şey müziksiz

bir harp gibiydi.

 

sigarasıyla yatağa uzanmış

bir sarhoş en azında

5 itfaiye arabasıyla

33 adama

iş çıkarabilir.

 

hiç

bir

şey

yapamıyorum.

 

ancak not.- yan mezarda Hector Richmond

sadece Mozart’ı ve tırtıl şekerlemeleri

düşünüyor.

muhabbeti hiç çekilmiyor.

 

 

Bazıları Delirmez

bazıları hiç delirmez

ben, bazen koltuğun arkasında

3-4 gün boyunca yattığım olur

orda bulurlar beni

melaikeymiş derler

sonra gırtlağımdan aşağı

şarap döküp

göğsümü ovarlar

yağ serperler üzerime

sonra kükreyerek kalkarım

atıp tutar, köpürürüm

onlara ve evrene küfreder

bahçeye kadar kovalarım

sonra kendimi çok iyi hisseder

tost ve yumurtanın başına otururum

bir şarkı mırıldanıp

aniden

pembe besili bir balina gibi

sevimli olurum

bazıları hiç delirmez

ne korkunç hayat sürüyorlardır

allah bilir

 

 

Bir Dahiye Rastladım

bugün trende

bir dahiye rastladım

5-6 yaşlarında,

yanıma oturdu

ve tren kıyı boyunca

ilerlerken

okyanusa geldik

sonra bana bakıp

hiç de güzel değilmiş,

dedi.

 

bunu ilk defa

o gün

farkettim.

 

 

 

Bir Mizaç Problemi

ayın 17'sinin gecesi

bütün gece boyunca radyo çaldım

komşular alkış tuttu

ev sahibem ise kapıyı çalıp

şöyle dedi

LÜTFEN

LÜTFEN

LÜTFEN

ARTIK BURADAN TAŞIN,

çarşafları kirletiyorsun

sonra o kan nereden geliyor?

asla çalışmıyorsun

uzanıp radyo ile konuşuyorsun

ve içiyorsun

bir de sakalın var

bir de her zaman budalaca sırıtıyorsun

ve şu kadınları odana getiriyorsun

saçını da asla taramıyorsun

ayakkabılarını da cilalamıyorsun

gömleklerin de hep buruşuk

niye buradan ayrılmıyorsun?

komşuları mutsuz kılıyorsun

lütfen hepimizi mutlu et

bize bir iyilik yap

ve buradan çek git!

 

canın cehenneme bebeğim, diye

anahtar deliğinden tısladım; kiram

Çarşamba'ya kadar ödenmiş vaziyette.

tanınmayan bir Alman sanatçı tarafından

yapılmış suluboya nü bir resmi

sana gösterebilir miyim?

Onu $ 1000'e sigortaladım.

 

katı yürekli bir şekilde

holün sonuna doğru yürüdü gitti.

sanattan pek anlamıyor. Onu

çıplak görmek isterdim

belki de özgürlüğe kavuşmak için

resim yapabilirdim. Olmaz mı?

 

 

 

Bir Sigara Tüttürürsün

Hışımla bir sigara tüttürür

ve tarafsız bir uykuya dalarsın, uyandığında

pencereler ve kederin şafağı karşılar seni, borazanlar yoktur;

bir yerlerde, sözgelimi, bir balık- heryeri göz ve kıpırtı-

suda oynaşır durur; o balık

olabilirdin, orada olabilirdin, suya mahkum,

göz olabilirdin, serin ve asılı,

gayrı-insan; giy ayakkabılarını, geçir

pantalonunu, hiç yolu yok evlat, hiç-

olmayan havanın hiddeti, ölü menekşeler misali

benzeşmişlerin küçümseyişi; haykır, haykır,

bir borazan misali haykır, gömleğini geçir sırtına,

kravatını tak, evlat: mandolin gibi

hoş bir kelimedir keder, ve enginar gibi tuhaf; keder

bir kelimedir ve bir yaşyok tarzı; kapıyı aç,

evlat; uzaklaş oradan.

 

 

Bir Sürü Delikanlıya Dostça Öğütler

tibet'e git

deveye bin

incili oku

ayakkabılarını maviye boya

sakal bırak

kağıttan bir kanoyla dolaş dünyayı

the saturday evening post'a abone ol

çiğnerken sadece sol tarafını kullan ağzının

tek bacaklı bi kadınla evlen

ve düz bir usturayla traş ol

ve kadının koluna adını kazı

benzinle fırçala dişlerini

bütün gün uyu ve gece ağaçlara tırman

keşiş ol

viski ile bira iç

kafanı suyun altında tut

ve keman çal

pembe mum ışığında göbek at

köpeğini öldür

belediye başkanlığına aday ol

bir varilin içinde yaşa

baltayla kafanı yar

yağmurda lale ek

AMA ŞİİR YAZMA!

 

 

Bütün Bildiğim

bütün bildiğim şu: kuzgunlar ağzımı öpüyorlar,

damarlar arapsaçına dönmüş burada,

denizse kan denizi.

 

bütün bildiğim şu: eller uzanıyor,

gözlerim kapalı, kulaklarım kapalı,

çığlığımı geri çeviriyor gökyüzü.

 

bütün bildiğim şu: burun deliklerimden hayaller damlıyor

bize tur bindiriyor tazılar, deliler gülmekten katılıyor,

tıkırdayarak ayırıyor saat ölenleri.

 

bütün bildiğim şu: ayaklarım kederdir burada,

zambaklar kadar etmiyor sözcüklerim, pıhtılaşıyor şimdi:

kuzgunlar ağzımı öpüyorlar.

 

 

Dilenmek

çoğumuz gibi, o farklı işlere

girip çıktım ki, midem deşilmiş ve bağırsaklarım

rüzgara fırlatılmış gibi hissediyorum kendimi.

iyi insanlar da tanıdım bu işlerde

öbür tür de.

ama birlikte çalıştığım insanları

düşününce-

aradan on yıl geçmesine rağmen-

ilk aklıma gelen

Karl

oluyor.

 

Karl'ı hatırlıyorum: yaptığımız iş

belden ve boyundan askılı

önlük giymeyi gerektiriyordu.

 

ben Karl'ın çömeziydim.

'kolay bir işimiz var', demişti

bana.

 

her sabah yöneticilerden biri geldiğinde

Karl hafifçe öne eğilip gülümser, başını hafifçe sallayarak

onu selamlardı: 'günaydın Doktor Stein',

'günaydın Bay Day' ya da

Bay Night, kadın bekarsa 'günaydın, Lilly' ya da

Betty ya da Fran.

 

ben tek kelime

etmezdim.

 

Karl bundan rahatsızlık duyuyordu,

bir gün beni kenara çekti: 'bana bak,

böyle bir işi başka nerede bulacaksın?

iki saatlik öğle paydosumuz var.'

 

'bulamam herhalde...'

 

'kesinlikle, senin benim gibiler için

bundan iyisi can sağlığı..'

 

bir şey demedim.

 

'tamam, önceleri zor gelir insana köpeklenmek

benim için de kolay olmadı

ama bir süre sonra

önemli olmadığını keşfettim

kabuğum çıktı.

artık kabuğum var,

anladın mı? '

 

baktım ona, gerçekten vardı kabuğu, yüzünde de bir tür

bulanıklık vardı gözleri anlamsız

bakıyordu, boş ve

kayıtsız; yıllanmış,

yıpranmış bir deniz kabuğuna

bakıyordum.

 

birkaç hafta geçti

hiçbir şey değişmedi: Karl hiç sektirmeden

herkesi saygı ile selamlıyor,

gülümsüyor, rolünü mükemmel

oynuyordu.

 

ölümlü olduğumuz aklına

hiç gelmiyordu

herhalde

ya da

daha büyük tanrıların bizi

izliyor

olabileceği.

 

ben işimi

yaptım.

 

sonra, bir gün, Karl beni

kenara çekti yine.

 

'bak, Doktor Morely benimle

senin hakkında konuştu.'

 

'evet? '

 

'senin neyin olduğunu

sordu bana? '

 

'sen ne dedin? '

 

'genç olduğunu söyledim.'

 

'teşekkür ederim.'

 

maaşımı alır almaz

istifa ettim

 

ama

yine benzer işler buldum

yeni Karl'larla karşılaştım

ve sonunda hepsini bağışladım

ama kendimi asla:

 

ölümlü olmak bazen

insanı

tuhaf

neredeyse

çalıştırılamaz ve

son derece

iğrenç

kılar-

hür teşebbüsün

kölesi

değil.

 

 

Edebi Bir Aşk

onu her nasılsa yazışma ya da şiir veya dergiler yoluyla tanıdım

ve bana tecavüz ve şehvet konulu çok seksi şiirler yollamaya başladı,

ve işin içine biraz da entellektüellik karışınca

biraz kafam karıştı ve arabama atlayıp Kuzey'e sürdüm;

uykusuz, akşamdan kalma, yeni boşanmış,

işsiz, yaşlanmış, yorgun, beş on yıldır

çoğunlukla uyumak ister bir halde, sonunda moteli buldum

küçük güneşli bir kasabada toprak bir yol üzerinde

ve orda oturup bir sigara tüttürdüm

düşündüm, gerçekten delirmiş olmalısın diye,

ve bir saat geç çıktım

kadınla buluşmaya, epey yaşlıydı,

nedense benim kadar, pek seksi değildi

ve bana çok set, ham bir elma verdi

kalan dişlerimle çiğnediğim;

adı konulmamış bir hastalıktan ölüyormuş

astım gibi bir şeyden, ve

sana bir sır vermek istiyorum dedi, ben de

biliyorum; bakiresin,35 yaşındasın, dedim.

ve bir defter çıkardı, on-oniki şiir:

bir ömürlük çalışma ve okumak zorunda kaldım

ve anlayışlı olmaya çalıştım

ama çok berbattılar.

sonra onu bir yere yokürdüm, boks maçlarına

ve ellerini kenetleyip

dumanın içinde öksürdü

ve etrafına bakınıp durdu

bütün insanlara

ve sonra da boksörlere.

sen hiç heyecanlanmazsın, değil mi? , dedi

ama o gece tepelerde epeyce heyecanlandım,

ve onunla iki-üç kere daha buluştum

şiirlerinin bazılarında yardımcı oldum

ve dilini boğazımın yarısına kadar soktu

ama ondan ayrıldığımda

hala bakireydi

ve berbat bir şair.

düşünüyorum da bir kadın açmamışsa bacaklarını

35 yıl

iş işten geçmiştir

aşk için de

şiir için de.

 

 

Edebi Bir Tartışma

Markov'un iddiasına göre

ruhunu bıçaklamaya çalışıyormuşum

ama ben onun karısını tercih ederdim.

 

ayaklarımı kahve masasının üzerine koyarım

ve o da der ki,

ayaklarını kahve masasının üzerine koymana

pek aldırmıyorum

ama bacakları sallanıyor

her an zavallı şey

parçalara ayrılabilir.

 

ayaklarımı masadan çekmem

ama hala onun karısını tercih ederim.

 

Markov der ki, bir hendek kazıcısını

eğlendirmeyi tercih ederdim veya bir

gazete satıcısını çünkü bu insanlar

hiç olmazsa nezaket kurallarına uyacak kadar nazik olurlar

Rimbaud ile fare zehiri arasındaki

farkı bilmeseler de.

 

boş bira tenekem

yere yuvarlanır.

'ölmem gerekmesi hiç mi hiç

canımı sıkmıyor, ' der Markov,

'bu oyundaki rolüm yaşayabildiğim

kadar iyi yaşamam gerektiğidir.'

 

yanımdan geçerken karısını yakalarım

elindeki bira göbeğime yaslanır,

dizleri ve göğüsleri çok güzeldir

ve onu öperim.

 

'yaşlı olmak pek o kadar kötü değil, ' der,

ortalığa bir sakinlik çöker ama

önemli olan şudur:

Sakinlikle ölümü birbirinden ayrı tutmak için:

asla yaşlı olduğun için gençliğe

aşağılayıcı bir şekilde bakma,

tecrübeli olduğun için yaşlılığa

asla bilgelik olarak bakma. bir

insan hem ahmak hem de yaşlı olabilir --

böyle birçok insan vardır, bir insan

hem genç hem de bilge olabilir --

çok az insan böyledir. bir insan --

 

Tanrı aşkı için diye figan ettim,

'kes sesini! '

gidip bastonunu aldı ve

dışarı çıktı.

 

'onun hislerini incittin' dedi karısı

'senin büyük bir şair olduğunu sanıyor.'

 

'bana göre o fazla kurnaz' dedim

'biraz fazla bilge.'

 

göğüslerinden birini dışarı çıkarttım

kokunç büyük

güzel

birşeydi.

 

 

Entel

kadın

havaya sprey sıkan

uzun bir hortum misali

durmadan yazı yazıyor,

ve durmadan

kavga ediyor;

söyleyebileceğim

gerçekten farklı

hiçbir şey

olmadığından

söylemekten

vazgeçiyorum;

sonunda-

üzerinde

etki yaratmaya çalışmıyorum

gibi bir şey deyip

söylene söylene

çıkıp gidiyor.

 

ama biliyorum ki

geri dönecek

hep dönerler.

 

ve

akşyok 5'te

kapıyı çalıyordu.

 

açtım kapıyı

beni istemiyorsan

uzun kalmam, dedi.

 

eyvallah, dedim,

banyo yapmam lazım.

 

evlilik gibi bir şey:

her şeyi

hiç olmamış gibi

kabulleniyorsun.

 

 

Etki Ve Tepki

En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur

sırf uzaklaşmak için,

ve geride kalanlar

birinin onlardan

uzaklaşmayı neden isteyebileceğini

bir türlü tam olarak anlayamazlar.

 

 

Evet Evet

tanrı aşkı yarattığında çoğu insana yaramadı

tanrı köpekleri yarattığında köpeklere yaramadı

tanrı bitkileri yarattığında eh işte idare ederdi

tanrı nefreti yarattığında standart bir hizmete kavuştuk

tanrı beni yarattığında beni yaratmış oldu

tanrı maymunu yarattığında uyuyordu

zürafayı yarattığında sarhoştu

uyuşturucuları yarattığında kafası kıyaktı

ve intiharı yarattığında bunalımdaydı

 

senin yatakta uzanmış halini yarattığında

ne yaptığını biliyordu

sarhoştu ve kafası kıyaktı

ve sonra dağları ve denizi ve ateşi

aynı anda yarattı

 

bazı hataları oldu

ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında

tüm Kutsal Evren' in üzerine boşaldı.

 

 

Gözyaşlarına dayanamam

ayağını kıran kazın etrafında

beş-altı yüz tane salak birikmişti

nöbetçi yaklaşıp

silahını çektiğinde

ne yapılacağına

karar vermeye çalışıyorlardı

ve konu kapandı

kulübesinden çıkıp

ev hayvanını öldürdüğünü iddia eden

bir kadın dışında

fakat nöbetçi kayışını ovuşturup

kıçımı öp

dedi kadına,

gidip başkana şikayet et;

kadın ağlıyordu

ben de gözyaşlarına hiç dayanamam.

 

çadırımı katladım

ve yolun aşağısına gittim:

piçler

manzaramı bozmuştu.

 

 

Güneş merhamet buyuruyor

ve güneş merhamet buyuruyor

ama fazla yükseğe taşınmış bir meşale misali,

boydan boya kırbaçlar görüntüsünü jetler

kurbağa gibi zıplar füzeler,

çocuklar haritalarını çıkarır

iğnedenliğe çevirir ayı,

eski çürük peynir,

orda hayat yok

ama dünyada fazlasıyla;

yıkanmamış Hintli çocuklarımız

bacak bacak üstüne atıp flüt çalarak,

göbekleri içe çökmüş, açlıktan ölürken,

açlık kokan havada yılanların

şuh kadınlar misali kıvırtışını izleyerek;

füzeler zıplar,

avcıları ve sürüyü geride bırakırken

yabani tavşanlar gibi zıplar

günü geçmiş kurşunların yerine;

Çinliler hala yeşim işlerler,

sessizce açlıklarına pirinç tıkarak,

bir açlık ki bin yaşında,

ateş ve türküyle ilerler çamurlu nehirleri,

istemsiz beklemenin sürüklenen

direkleri iter mavnaları

yüzen evleri;

Türkiye'de kilimlerinin üstünde

kıbleye dönüp

sigara içerek gülen

ve parmaklarını gözlerine sokup kör eden

mor bir tanrıya dua okurlar,

tanrılar böyle işte, yaparlar;

ama füzeler hazırlar: her nedense

değersizdir artık barış,

küçük bir göldeki nilüfer yaprağı

misali sürüklenir delilik, hissiz daireler çizerek;

kırmızı yeşil ve sarılarına batırıp

resim yapar ressamlar,

şairler uyaklara döker yalnızlıklarını,

müzisyenler her zamanki gibi açtır

ve romancılar kaçırır meselenin özünü,

ama pelikan kaçırmaz, martı kaçırmaz;

pelikanlar dalıp dalıp yükselir

şok geçiren yarı ölü radyoaktif balıkları

gagalarında sallayarak;

evet, gerçekten de

sümükle yıkar kayaları sular;

ve Wall Street'te

anahtarını arayan bir sarhoş gibi sendeler borsa;

ah, işte bu sıkı bir şey olacak, allahın izniyle

tekrar yılana yokürecek bizi, deniz böceğine,

ya da şanslıysak eğer,

katalizi uzun dişli fosil kaplana yokürecek,

maden çukurunun içinde

kırık kask, cihaz ve cam parçalarının üzerinde

resim çiziktiren kanatlı maymuna yokürecek;

çatırdayarak girer şimşek

pencereden içeri ve bir milyon odada

aşıklar yatar kenetlenmiş, yitik

ve barış gibi hastalıklı;

kırmızı ve turunca çalmaya devam eder gökyüzü

ressamlar için -ve aşıklar için,

her daim açtıkları gibi açar çiçekler

açar ama üzerlerinde

füze yakıtlarının ve mantarların,

zehirli mantarların ince tozu var; zaman kötü,

bulantılı bir zaman -perde,

III.sahne, sadece ayakta yer var,

SATILDI, SATILDI, SATILDI yine,

tanrı tarafından, birileri ya da birşeyler,

füzeler generaller ve liderler tarafından,

şairler doktorlar komedyenler

sabun ve bisküi üreticileri

ve iki yüzlü seyyar satıcılar tarafından

kendilerine özgü ustalıklarıyla satıldı;

şimdi kömür yağı tabakasıyla kirletilmiş

tarlaları görebiliyorum, bir-iki salyangoz,

safra, yanardağ taşı, sığ sularda

bir-üç balık, kaynağımızın

ve gözlerimizin yergisi...

daha önce hiç olmuş muydu bu?

kendini kuyruğundan yakalayan

bir daire mi tarih,

bir rüya, bir kabus mu,

bir generalin hayali, bir başkanın,

bir diktatörün hayali mi yoksa...

uyanamaz mıyız?

yoksa yaşyokın güçleri daha mı yüce bizden?

uyanamaz mıyız? sevgili dostlar,

uykumuzda mı ölmeliyiz sonsuza dek?

 

 

Güneşin Yüzü

günesin yüzü denli muhtesemdir bogalar

ve bayat kalabaliklar için öldürseler de onlari,

bogadir atesi yakan,

her ne kadar korkak bogalar da varsa da

korkak matadorlar ve korkak erkekler gibi,

genel olarak boga saftir

ve saf ölür

sembollerden, hiziplerden ya da sahte asklardan uzak,

ve onu sürükleyip yokürdüklerinde

ölen bir sey olmaz,

bir sey geçmistir

ve neticede kokusmus olan,

dünyanin kendisidir.

 

 

İntiharcı Çocuğun Son günleri

Kendimi görebiliyorum şimdiden

bütün o intihar günlerinden gecelerinden sonra

canı sıkkın, tapon bir hemşirenin elinde

(o da ancak şansım yaver gider, ancak ünlenebilirsem)

o kupkuru huzur evlerinin birinden taşınırken...

tekerlekli iskemlemde dik dik oturur...

gözlerim kafatasımın karanlığına kaymış, neredeyse kör,

azrailin göstereceği merhameti beklerken...

 

'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '

'Yaa, evet öyle...'

 

çocuklar geçer gider, ben yokum bile

tatlı kadınlar geçer gider

kocaman kızgın belleriyle

sımsıcak kalçalarıyla taş gibi kızgın heryerleriyle

sevilmek için yalvara yakara

geçer gider kadınlar, ben—

yokumdur bense.

 

'Bu üç gündür çıkan ilk güneş Bay Bukowski'

'Yaa, evet, öyle'

 

İşte oturuyorumdur tekerlekli iskemlemde

bu kâğıttan daha beyaz,

kanı çekilmiş,

beyni gitmiş, kumarı kesik, ben, Bukowski

bitmiş, gitmiş...

 

'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '

 

'Yaa, evet, öyle...' derim, pijamalarıma işerken

salyalar akar ağzımdan.

 

İki öğrenci koşarak geçer gider.

'Hey, gördün mü şu moruğu? '

'Yaa evet, midemi kaldırdı valla! '

 

bütün o intihar tehditlerinden sonra

başka biri intihar etti

sonunda yerime...

 

hemşire tekerlekli iskemleyi durdurup bir gül koparır

verir elime.

 

anlamam

ne olduğunu bile. Bilmemnem olsa farketmez

neye yarayıp neye yaramadığına bakınca.

 

 

İtiraf

Bir kedinin yatağa sıçramasını

bekler gibi

beklerken

ölümü

 

karım için çok

üzülüyorum

 

sertleşmiş

solgun

bedenimi

görecek

 

bir kez, belki de

iki kez sarsacak:

 

'Hank! '

 

cevap vermeyecek

Hank.

 

ölüm değil beni

endişelendiren, bu hiçlik

yığını ile kalacak olan

karım.

 

ama birlikte uyuduğumuz

bütün o gecelerin

hatta yararsız tartışmaların

bile

harikulade şeyler

olduğunu bilmesini istiyorum

 

ve bu güne kadar

söyleyemediğim

o zor sözcükler

artık söylenebilir:

 

seni

seviyorum.

 

 

SİZ AŞK NEDİR BİLMEZSİNİZ

Siz aşk nedir bilmezsiniz dedi Bukowski

Ben elli bir yaşındayım bir bakın bana

Genç bir güzele aşığım

Kötü saplandım bu işe ama O'nun da hali kötü

Fakat olacaksa böyle olsun

Kanlarına giriyorum onların ve kurtulamıyorlar benden

Herşeyi deniyorlar kaçmak için

Ama sonunda hep geri dönüyorlar

Hepsi geri dönmüştür bana

Ama gördüğüm bir tanesi dışında

Ağlamıştım ardından

Ama kolay ağlardım o zamanlar

Çocuklar sert içkileri yaklaştırmayın yanıma

Acımasız oluyorum o zaman

Burada oturuyor bütün gece

Bira içebilirim siz hippilerle birlikte

Bu biradan on beş litre içerim ve

Bana mısın demem,su gibi gelir bana

Ama bir defa koklatın sert içkileri

Pencereden dışarı atmaya başlarım insanları

Kim olursa olsun fırlatırım dışarı

Bunu yaptım daha önce

Ama siz aşk nedir bilmezsiniz

Bilmezsiniz çünkü hiç aşık olmamışsınızdır

İşte iş bu kadar basit

Genç bir fıstık buldum şimdi,öyle güzel ki..

Bukowski diyor bana,Bukowski diyor o minicik sesiyle

Bense ne var diyorum

Ama aşk nedir bilmezsiniz siz

Size ne olduğunu anlatıyorum ama dinlemiyorsunuz

Aşk buraya kadar gelip kıçınızı dürtse

Bu odada içinizden birinin ruhu duymaz

Şiir okuma toplantılarının boktan bişey olduğunu düşünürdüm

Bana bak ben elli bir yaşındayım ve çok dolaştım

Boktan diyorsam öyledir

Ama sonra dedim ki kendime Bukowski

Aç kalmak daha boktan

Sonuçta işte buradasın ve hiçbirşey olması gerektiği gibi değil

O adam neydi adı Galway Kimel

Bir dergide resmini gördüm

Yakışıklı bir suratı var ama öğretmen

Tanrım düşünebiliyor musunuz

Eyvah sizler de öğretmensiniz

Size de küfrediyor oluyorum o zaman

Hayır o adamın adını hiç duymadım

Ne de ötekinin,hepsi birer asalak

Belki egom yüzünden artık çok fazla okumuyorum

Ama,şu ünlerini beş altı kitap üstüne

Kuran insanlar var ya ,

Hepsi birer asalak

Bukowski diyor bana bu kız

Niçin klasik müzik dinliyorsun bütün gün

Sizi şaşırttım değil mi

Benim gibi kaba ayyaş birisinin

Klasik müzik dinleyeceğini düşünmezdiniz

Brahms,Rachmaninoff,Bartok,Tdeman

Kahretsin burada yazamıyorum

Çok fazla sessiz,çok sayda ağaç var burada

Şehirleri severim,en uygun yerler benim için

Her sabah koyarım klasik müziğimi

Ve oturup yazı makinemin başına

Bir puro içerim bakın işte böyle

Ve Bukowski derim sen şanslı bir adamsın

Bukowski bu belaların hepsini atlattın

Ve sen şanslı bir adamsın

Ve mavi duman yayılır masamın üstüne

Ve pencereden dışarı Delengpre Caddesi'ne bakarım

Ve derin nefes alır ve yazmaya başlarım

Bukowski işte yaşyok budur derim kendi kendime

Yoksul olmak iyidir,basur olmak iyidir,aşık olmak iyidir

Ama siz nasıl birşey olduğunu bilmezsiniz

Sevgilimi görseydiniz ne dediğimi anlardınız

Buraya gelince baştan çıkacağımı düşündüm

Tam böyle olacağını bildi,böyle olacağını bana söylemişti

Allah kahretsin ben elli bir yaşındayım o ise yirmi beşinde

Birbirimize aşığız ve o beni kıskanıyor,Tanrım bu güzel birşey

Buraya gelip baştan çıkarsam,gözlerimi oyacağını söylemişti

Alın işte aşk sizlere

İçinizden hangisi bilir böyle birşeyi

Sizlere birşey söylemeliyim

Öyle adamlarla tanıştım ki hapishanede

Üniversitelere ve şair toplantılarına giden

İnsanlardan çok daha fazla yol-yordam bilen insanlardı

Kan emicidirler onlar,bütün görmek istedikleri

Şairin çorapları kirli midir acaba ya da koltukaltları kokuyo mudur

Ama sizden şunu hatırlamanızı istiyorum

Bu odada yalnız bir tane şair var bu gece

BELKİ DE BU ÜLKEDE YALNIZ BİR TANE ŞAİR VAR BU GECE

O DA BENİM

İçinizden kim biliyor yaşyokı,içinizden kim biliyor herhangi birşeyi

Hangi biriniz hayatında işinden kovuldu?

Ya da sevgilisine dayak attı ya da sevgilisinden dayak yedi

Beş defa kovuldum ben Senis and Rocbuck'tan

Kovmuşlar,tekrar kovmuşlardı beni

Otuzbeş yaşındayken tezgahtarlık yapıyordum onlara

Sonra kurabiye çalarken yakalandım

Ben nasıl olduğunu bilirim çünkü ONLARDAN GELİYORUM…

Elli bir yaşındayım ve aşığım

Şu gencecik güzel şey diyor ki bana: Bukowski

Ve ne var diyorum,O ise

Sen pisliğin tekisin diyor bana

Ve bebeğim beni anlıyorsun diyorum

Bu dünyadaki tek güzel şey O

Kadın ya da erkek bu tür hareketine katlanacağım tek kimse

Ama siz aşk nedir bilmezsiniz

Hepsi geri döner bana sonunda,her biri geri döner

Yalnız o sözünü ettiğim bir tanesi,

Hani o sözünü ettiğim bir tanesi

Yedi yıl birlikte yaşyokıştık,çok içerdik

Bir avuç memur görüyorum ben bu odada

Şair filan yok aranızda,hiç şaşırmadım bu işe

Şiir yazmak için aşık olmak gerekirdi

Ve siz aşık olmak nedir bilmiyorsunuz ki

Sizin dediniz bu!…

Şu ağır içkiden verin biraz bana

Tamam buz istemem güzel

Güzel işte çok güzel böyle

Haydi bakalım gösteriye başlayalım

Ne dediğimi hatırlıyorum

Ama bir tek atacağım yalnızca

Ne de güzel tadı var şu meretin

Haydi uzatmadan bitirelim bu işi

Yalnız bundan sonra kimse durmasın

Açık pencerenin yanında…