Charles Bukowski "Pulp"

Okurken altını çizdiklerim:

 

·    Adım Nick Belane'di. Fakat şuna ne dersiniz: Mesela birisi "Harry! Harry Martel ! " diye bağırsa, "Evet, ne var?" diye cevap verirdim. Yani herhangi birisi olabilirdim. Ne farkeder? İsim nedir ki?

·    İnsan ölmek için dünyaya geliyordu. Bunun anlamı neydi? Hayatımız oraya buraya takılarak ve bekleyerek geçiyordu. Bizi bi yerlere götürecek treni bekleyerek...

·    Hayat cehennem gibiydi.

·    Okuldayken biyoloji derslerinde hep uyuklardım, matematiğim de çok zayıftı. Ama bugüne kadar hayatta kalmayı başarmıştım. En azından ben öyle sanıyordum.

·    Hayat ne kadar boktandı. Ayakta durabilmek için bile korkunç bir mücadele vermen gerekiyordu. İnsanlar mücadele etmek ve ölmek için doğuyorlardı.

·    Seks bir tuzaktı, insanları içine çeken bir kapandan başka bir şey değildi. İnsanlardan çok, hayvanlara özgüydü.

·    Hayat insanı müthiş yıpratıyordu.

·    Anlaşılan, şanslı günümde değildim. Şanslı bir hafta geçirdiğim de söylenemezdi. Ne de şanslı bir ay. Ne de şanslı bir yıl. Ne de şanslı bir hayat. Allah kahretsin.

·    Ölmek için doğmak. Hayatından bezmiş zavallı bir kemirgen gibi yaşamak kaderimdi sanki. Yaşadığın andan çılgınca zevk almak bana hiç nasip olmayacak mıydı? Neden kendi cenaze törenimi izliyormuş gibi hissediyordum?

·    Ölüm her yerde kol geziyordu. İnsan, kuş, dört ayaklı, sürüngen, kemirgen, böcek ya da balık farketmiyordu. Hiçbirinin yaşama şansı yoktu. Ölüm tepemize binmişti. Bu duruma karşı ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. İçimi bir sıkıntı kapladı. Mesela süpermarkette aldıklarımı kesekağıdına dolduran çırağı izlesem bile, çocuğu tuvalet kağıtları, bira kutuları ve tavuk göğüsleriyle kaplı bir mezara kendi kendini gömerken görüyordum.

·    Yaşamımız boyunca beş kuruşsuz sürünüp, birgün yine beş kuruşsuz geberip gidiyorduk. Hayat, insanı yıpratan bir oyundu. Sabah uyanıp ayağa kalkabilmek bile bir tür başarı sayılmalıydı bu hayat koşullarında.

·    Hayatımız yemek yemek, osurmak, kaşınmak, gülümsemek ve zaman zaman da tatil yapmaktan ibaretti.

·    .....dünyanın yarısı yok olup giderdi ve hayata tahammül etmek yarı yarıya kolaylaşırdı.

·    Aslına bakarsan bütün insanların hayatı beklemekle geçiyordu. İstedikleri birşeyin gerçekleşmesini ya da birgün geberip gitmeyi bekleyip duruyorlardı. Markette tuvalet kağıdı satın almak için kuyrukta bekliyorlardı. Bankadan para çekmek için kuyrukta bekliyorlardı. Ve eğer paraları yoksa, daha uzun kuyruklarda beklemeleri gerekiyordu. Önce uykunun gelmesi için, sonra da uyanmak için bekliyordun. Önce evlenmek için, sonra da boşanabilmek için bekliyordun. Önce yağmur yağması için, sonra da yağmurun durması için bekliyordun. Yemek yemek için bekliyordun, sonra tekrar yemek için yeniden bekliyordun. Bazen de bir sürü delinin arasında "acaba bende mi onlardan biriyim?" diye merak ederek bir psikoloğun muayenehanesinde bekliyordun.

·    Bence rüyalarımızı yine en iyi kendimiz yorumlayabiliriz. Paranızı psikologlara kaptıracağınıza gidip at yarışı oynayın, sizin için daha hayırlı olur.

·    Henüz ölmemiştim, yalnızca hızlı bir çürüme içindeydim. Kim değildi ki allahaşkına? hepimiz aynı dibi delik teknede kendimizi eğlendirmeye çalışıyorduk?

·    İyi insanlar erken ölüyorlar diye geçirdim aklımdan...

·    Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza.

·    Dünyadaki herkes boku yemiş durumdaydı aslında. Yaptığı işten karlı çıkan kimse yoktu. Yalnızca kazanç yanılsamaları vardı insanların elinde. Hiçbirşey elde edemeyeceğimizi bile bile bi yerlere koşturup duruyorduk. Günden güne hayatta kalmayı başarmak biricik amaç haline geliyordu.

·    Dünyanın büyük kısmı kafayı yemişti. Geri kalanlar da öfke içinde yaşıyorlardı. Ha bir de ne kaçık ne de öfkeli olmayıp, sadece salak olanlar vardı. Hiç şansım yoktu yani. Sadece oturup sonumun gelmesini bekliyordum.

·    Dünyanın haline bir baksana, hava kirliliği, cinayetler, zehirli sular, zehirli yiyecekler, nefret, umutsuzluk, herşey var. Dünyadaki tek güzel şey hayvanlar. Ama onların da soyunu tüketiyorsunuz. Yakında evcil farelerden ve yarış atlarından başka hayvan kalmayacak. Çok üzücü bir durum bu. Senin sürekli içmene şaşırmamak lazım.

·    Genellikle yaşamın en güzel bölümleri hemen hiçbirşey yapmadığınız anlardır. Vaktinizi tümüyle ense yaparak geçirirsiniz. Herşeyin anlamsız olduğunu farkettiğiniz zaman, bunun ayrımına varmış olmanız yaşamınızı anlamsız olmaktan kurtarır aslında. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Benimkisi iyimser bi kötümserlik.

·    Televizyon denilen bu orospu çocuğunu seyredip sıkıntını dağıtmaya çalıştığında yalnızca kendini kötü daha da kötü hissediyordun. Bitip tükenmeden birbiri ardına anlamsız yüzler geçiyordu karşından. İçlerinde birkaç tane ünlünün de bulunduğu sonsuz bir aptallar resmi geçidiydi televizyon. Eğlence programları güldürmüyordu, dramalar da dördüncü sınıf şeylerdi.

·    Tanrım ne kadar sıkıcıydılar. Tıpkı diğer insanların çoğu gibi. Yeni, ilginç hiçbirşey kalmamıştı artık hayatta. Herşey ruhsuz ve ölüydü. Tıpkı filmler gibi.

·    Aslında çok küçük şeyler bile kendimi mutlu hissetmeme yetiyordu. Ama bütün mesele, bu küçük şeyleri şu kocaman boktan dünyanın içinden bulup çıkarmaktı.

Bayan Arıza, 16  Haziran 2001, Fon : Tindersticks + Jay Jay Johanson + Baxter + Mazzy Star

Bukowski ana sayfasına dön!